info@kubrayildiz.av.tr
Öksüzler Sok. No:37 Hamamönü / ANKARA

Bizi Takip Edin:

Ticaret Hukuku6102 Sayılı TTK Türk Ticaret Kanunun 19. Maddesi

28 Mart 2024

Türk Ticaret Kanunu’nun 19. maddesi, tacirlerin yaptığı işlemlerin temelde ticari doğada olduğunu varsayar. Bir işlemin ticari işletmeyle ilgili olmadığı açıkça belirtilmediği sürece, tacirin borçları ticari kabul edilir. İki taraf arasında yalnızca biri için ticari nitelikte olan işlemler, kanunda aksi belirtilmedikçe, her iki taraf için de ticari işlem sayılır. Bu düzenleme, işlemlerin doğası ve tanımı konusunda bir temel çerçeve sağlar. Ticari iş karinesi ise, ticari hukukun temel taşlarından biridir ve ticari işlemlerin hukuki niteliğini belirlemekte kritik bir role sahiptir. Bu makalede, ticari iş karinesinin önemi, hukuki temelleri, uygulama alanı, ve karşılaşılan sorunlara çözüm önerileri gibi konular detaylı bir şekilde incelenecektir.

Ticari İş Karinesi

MADDE 19- (1) Bir tacirin borçlarının ticari olması asıldır. Ancak, gerçek kişi olan bir tacir, işlemi yaptığı anda bunun ticari işletmesiyle ilgili olmadığını diğer tarafa açıkça bildirdiği veya işin ticari sayılmasına durum elverişli olmadığı takdirde borç adi sayılır.

(2) Taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler, Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, diğeri için de ticari iş sayılır.

Maddenin İçeriği ve Uygulama Alanı

Madde 19’un birinci ve ikinci fıkraları ticari iş karinesinin temelini oluşturur. Birinci fıkra, bir tacirin borçlarının varsayılan olarak ticari olduğunu belirtirken, istisnai durumları ve bu durumların uygulama alanlarını açıklar. İkinci fıkra ise, taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmelerin diğer taraf için de aynı şekilde değerlendirileceğini belirtir. Bu bölümde, her iki fıkranın detaylı analizi yapılacak ve uygulama alanları üzerinde durulacaktır.

Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nun 19. maddesi, ticari iş karinesiyle ilgili temel hükümleri içerir ve ticari hukukta işlemlerin hukuki niteliğinin belirlenmesinde kilit bir rol oynar. Bu madde, bir tacirin borçlarının varsayılan olarak ticari olduğunu ve bununla ilgili istisnaları düzenler. Ayrıca, taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmelerin, kanunda aksi belirtilmedikçe, diğer taraf için de ticari iş olarak kabul edilmesi ilkesini içerir. Bu bölümde, TTK’nun 19. maddesinin içeriği ve uygulama alanı detaylı bir şekilde ele alınacaktır.

Maddenin İçeriği

TTK’nun 19. maddesi iki fıkradan oluşur:

  1. Birinci Fıkra: Birinci fıkra, bir tacirin borçlarının ticari olması aslını ifade eder. Yani, bir işlem gerçekleştiren tacir varsayılan olarak bu işlemin kendi ticari işletmesi kapsamında olduğunu kabul eder. Ancak, tacir işlemi yaparken bunun ticari işletmesiyle ilgili olmadığını diğer tarafa açıkça bildirebilir veya işin niteliği itibarıyla ticari sayılmaya elverişli değilse, o zaman bu borç “adi borç” olarak değerlendirilir. Bu durum, tacirin kişisel işlemleri ve ticari işletmesiyle ilgili olmayan diğer işlemleri için bir istisna oluşturur.
  2. İkinci Fıkra: İkinci fıkra, taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmelerin, kanunda aksi bir hüküm bulunmadıkça, diğer taraf için de ticari iş olarak kabul edilmesi gerektiğini belirtir. Bu, ticari işlemlerin ve sözleşmelerin yorumlanmasında önemli bir prensiptir ve ticari ilişkilerdeki belirsizlikleri azaltmaya yardımcı olur.

Uygulama Alanı

TTK’nun 19. maddesinin uygulama alanı geniştir ve ticari hayattaki birçok farklı türdeki işlemi kapsar. Madde, tacirlerin yürüttüğü işlemlerin büyük çoğunluğunun ticari işletme faaliyetleri çerçevesinde gerçekleştiği varsayımı üzerine kuruludur. Bu varsayım, ticari işlemlerin hızlı ve etkili bir şekilde yürütülmesine olanak tanırken, aynı zamanda işlemlerin doğasına bağlı olarak belirli istisnaları da kabul eder.

  1. Tacirlerin Kişisel İşlemleri: Eğer tacir, bir işlemin kişisel olduğunu açıkça belirtirse veya işlem, işletme faaliyetleriyle doğrudan ilişkili değilse, bu işlem adi borç olarak değerlendirilir.
  2. Karışık Nitelikteki Sözleşmeler: İki taraf arasında yapılan ve yalnızca bir taraf için ticari nitelik taşıyan işlemler, genel olarak her iki taraf için de ticari iş olarak kabul edilir. Bu, ticari hukukun uygulanmasını kolaylaştırır ve ticari işlemlere ilişkin hukuki süreçleri standartlaştırır.

Ticaret Hukukunda Ticari İş Karinesi

Ticari iş karinesinin hukuki temelleri, ticaret hukukunun ana prensiplerinden birini oluşturur ve ticari işlemlerin hukuki niteliğinin belirlenmesinde kritik bir role sahiptir. Bu kavram, ticaret hayatının akıcılığını ve öngörülebilirliğini sağlamak, ticari işlemlerdeki hukuki belirsizlikleri azaltmak ve ticari ilişkilerin hızlı ve etkin bir şekilde yürütülmesine olanak tanımak amacıyla geliştirilmiştir. Bu bölümde, ticari iş karinesinin hukuki temelleri ve ticaret hukukundaki önemi detaylı bir şekilde incelenecektir.

Yasal Dayanak

Ticari iş karinesinin yasal temeli, genellikle ulusal ticaret kanunlarında açıkça belirtilir. Örneğin, Türkiye’de bu prensip Türk Ticaret Kanunu’nun 19. maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde, bir tacirin borçlarının varsayılan olarak ticari olduğunu, ancak belirli durumlarda bu varsayımın geçersiz kılınabileceğini ifade eder. Bu düzenleme, ticari işlemlerin hukuki çerçevesini belirler ve ticari faaliyetlerin yürütülmesinde önemli bir rol oynar.

Ticari İşlem ve Tacir Kavramı

Ticari iş karinesinin uygulanabilmesi için, işlemin bir “tacir” tarafından gerçekleştirilmiş olması gerekmektedir. Tacir kavramı, ticari işletmeleri işleten gerçek veya tüzel kişileri ifade eder. Bu tanım, ticaret kanunlarıyla geniş bir şekilde ele alınır ve ticari faaliyetin sürekliliği, bağımsızlığı gibi unsurları içerir.

Ticari İşletme ile İlgili İşlemler

Ticari iş karinesi, bir işlemin ticari işletme faaliyeti çerçevesinde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini belirlemede temel bir ölçüt olarak işlev görür. İşlemin ticari işletmeyle ilgili olup olmadığı, karinenin uygulanıp uygulanmayacağını belirler. İşletmeyle ilgili işlemler genellikle ticari olarak kabul edilirken, kişisel nitelikteki işlemler bu kapsamın dışında tutulabilir.

İstisnalar ve Uygulama

Ticari iş karinesi, mutlak bir kural olmamakla birlikte, belirli istisnalar içerir. Örneğin, bir tacirin, işlemin ticari işletmesiyle ilgili olmadığını açıkça belirtmesi durumunda, o işlem adi borç olarak değerlendirilebilir. Bu, ticari iş karinesinin uygulanmasında esneklik sağlar ve özel durumların adil bir şekilde değerlendirilmesine olanak tanır.

Ticari ve Adi Borçlar Arasındaki Fark

Ticari ve adi borçlar arasındaki fark, hem ticaret hukuku hem de borçlar hukuku açısından önemli bir ayrımdır. Bu ayrım, işlemlerin niteliği, uygulanacak hukuki kurallar ve tarafların hakları ile yükümlülükleri üzerinde etkili olur. Ticari ve adi borçlar arasındaki temel farklar, işlemlerin mahiyeti, gerçekleştirildiği çerçeve ve tarafların statüsü gibi unsurlarla belirlenir.

Ticari Borçlar

  1. Tanım ve Kapsam: Ticari borçlar, ticari işletmelerin faaliyetleri çerçevesinde doğan ve genellikle tacirler arasında gerçekleşen işlemlerden kaynaklanır. Bu tür borçlar, ticari işletmenin faaliyetleri ile doğrudan ilişkili işlemler sonucu oluşur.
  2. Uygulanacak Hukuk: Ticari borçlar, öncelikle Ticaret Kanunu ve diğer ilgili ticari mevzuat kapsamında değerlendirilir. Ticari işlemlere özgü hükümler ve prensipler, ticari borçların yönetilmesinde rehberlik eder.
  3. Özellikler: Ticari borçlar, genellikle ticari faaliyetlerin hızlı ve etkin yürütülmesi gereğinden dolayı özel prosedürler ve hızlandırılmış takip yolları içerebilir. Ayrıca, ticari borçlar faiz oranları, vade süreleri ve teminatlar açısından adi borçlara göre farklılık gösterebilir.

Adi Borçlar

  1. Tanım ve Kapsam: Adi borçlar, ticari faaliyetler dışında kalan ve genellikle kişisel nitelikte olan işlemlerden kaynaklanır. Bu tür borçlar, bireyler arasındaki sıradan hukuki ilişkilerden doğar ve ticari işletme faaliyetleriyle doğrudan bir ilişkisi yoktur.
  2. Uygulanacak Hukuk: Adi borçlar, Borçlar Kanunu ve ilgili diğer sivil hukuk mevzuatı altında değerlendirilir. Bu işlemler, genel borçlar hukuku prensipleri çerçevesinde yorumlanır ve yönetilir.
  3. Özellikler: Adi borçlar, ticari borçlara göre daha geniş bir yasal çerçeve içinde ele alınır ve işlemin niteliğine bağlı olarak çeşitli hukuki sonuçlar doğurabilir. Bu tür borçlar, kişisel ilişkiler, aile hukuku ve diğer sivil hukuk alanlarındaki işlemleri içerebilir.

Ticari ve Adi Borçlar Arasındaki Temel Farklar

  • İşlemin Niteliği: Ticari borçlar, ticari işletme faaliyetlerinden doğarken, adi borçlar kişisel veya ticari olmayan işlemlerden kaynaklanır.
  • Hukuki Çerçeve: Ticari borçlar için öncelikli hukuki çerçeve Ticaret Kanunu iken, adi borçlar Borçlar Kanunu ve genel sivil hukuk kuralları altında değerlendirilir.
  • Tarafların Statüsü: Ticari borçlar genellikle tacirler arasında ortaya çıkarken, adi borçlar bireyler arasındaki kişisel ilişkilerden doğar.
  • Yönetim ve Takip Süreçleri: Ticari borçların yönetimi ve takibi, ticari faaliyetlerin özelliklerine uygun özel prosedürleri içerebilir; adi borçlar için ise genel hukuki prosedürler uygulanır.

Bu ayrım, işlemlerin yasal sonuçlarının doğru bir şekilde belirlenmesi ve tarafların haklarının etkin bir şekilde korunması açısından önem taşır. Ticari iş karinesi, bu ayrımın belirlenmesinde önemli bir rol oynar ve ticari işlemlerin hukuki çerçevesinin anlaşılmasına katkı sağlar.

Karşılıklı Ticari İş Niteliğindeki Sözleşmeler

Karşılıklı ticari iş niteliğindeki sözleşmeler, ticari hukukun önemli bir konseptidir ve bu tür sözleşmeler, taraflardan en az birinin ticari faaliyetler kapsamında hareket ettiği durumlarla ilgilidir. Özellikle, ticari işlemlerin ve sözleşmelerin çoğunda, işlem taraflarından biri ya da her ikisi de tacir olabilir. Bu tür sözleşmeler, ticaret kanunları ve ilgili mevzuat tarafından düzenlenir ve ticari faaliyetlerin özelliğine uygun olarak özel kurallar içerebilir.

Tanım ve Kapsam

Karşılıklı ticari iş niteliğindeki sözleşmeler, tarafların en az birinin tacir veya ticari işletme sahibi olduğu ve işlemin ticari faaliyetler çerçevesinde gerçekleştirildiği sözleşmelerdir. Bu tür sözleşmeler, ticari kanunların kapsamına girer ve genellikle ticari iş karinesi prensibine tabidir. Bu, bir işlemin ticari sayılabilmesi için, taraflardan birinin işlemi ticari faaliyetlerinin bir parçası olarak yapması gerektiği anlamına gelir.

Önemi ve Uygulama

Karşılıklı ticari iş niteliğindeki sözleşmelerin önemi, ticari hukukta özel bir yer tutmalarından kaynaklanır. Bu tür sözleşmeler, ticari hayatın dinamiklerine uygun esneklik ve hız gerektirir. Ayrıca, bu sözleşmeler genellikle özel ticari riskleri içerir ve tarafların ticari deneyim ve beklentilerine göre şekillendirilir.

  • Ticari İş Karinesi: Karşılıklı ticari iş niteliğindeki sözleşmeler, genellikle ticari iş karinesi altında değerlendirilir. Bu, sözleşmenin ticari mahiyetinin varsayımı anlamına gelir ve sözleşme taraflarının bu nitelik üzerinde anlaşmazlığa düşmesi durumunda, ticari iş karinesinin kanıt olarak kullanılabilmesini sağlar.
  • Hukuki Sonuçlar: Bu tür sözleşmelerin ticari niteliği, sözleşmenin yorumlanması ve uygulanmasında belirli hukuki sonuçlar doğurur. Örneğin, ticari işlemlere uygulanan faiz oranları, temerrüt hükümleri ve sözleşmenin feshi gibi konularda ticari kanunlardaki özel kurallar devreye girer.
  • Ticari Güven ve Hız: Karşılıklı ticari iş niteliğindeki sözleşmeler, ticari güveni ve işlemlerin hızını artırma amacı taşır. Ticari hayatta kararların ve işlemlerin hızlı bir şekilde yürütülmesi gerektiğinden, bu tür sözleşmeler, işlemlerin etkinliğini ve akıcılığını sağlamak için tasarlanmıştır.

Sonuç

Karşılıklı ticari iş niteliğindeki sözleşmeler, ticari hukukun temel taşlarından biridir ve ticari ilişkilerin doğası gereği önemli bir yer tutar. Bu sözleşmeler, tarafların ticari faaliyetlerini düzenlerken karşılaştıkları özel durumları ve riskleri göz önünde bulundurur. Ticari iş karinesi ve sözleşmelerin ticari mahiyeti, sözleşmenin hukuki çerçevesini ve tarafların hak ve yükümlülüklerini şekillendirir. Bu da, ticari işlemlerin daha etkin, hızlı ve güvenilir bir şekilde yürütülmesine olanak tanır.

Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar ve Çözüm Önerileri

Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 19. maddesi, ticari iş karinesinin temelini oluşturur ve ticari hukuk uygulamalarında önemli bir rol oynar. Ancak, bu maddenin uygulanmasıyla ilgili pratikte bazı sorunlar yaşanabilir. Bu sorunları ve olası çözüm önerilerini detaylı bir şekilde inceleyelim.

  1. Ticari İşletme İle İlgili Olup Olmadığının Belirlenmesi:
    • Sorun: Tacirler, bir işlemin ticari işletmeleriyle ilgili olup olmadığını belirtmek konusunda belirsizlik yaşayabilir. Bu durum, işlemin ticari mi yoksa adi borç olarak mı değerlendirileceği konusunda anlaşmazlıklara yol açabilir.
    • Çözüm: Tacirlerin, işlemleri gerçekleştirirken yazılı belgeler kullanmaları ve işlemin ticari işletme ile ilişkisini açıkça belirtmeleri teşvik edilmelidir. Ayrıca, ticari işlemlerin kayıt altına alınması ve işlemin mahiyetine dair net açıklamalar yapılması önemlidir.
  2. Karşılıklı Ticari İş Niteliğindeki Sözleşmeler:
    • Sorun: Taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmelerde, diğer tarafın da bu işlemin ticari mahiyetini kabul etmesi gerektiği durumlar anlaşmazlık yaratabilir.
    • Çözüm: Sözleşmelerde, işlemin ticari mahiyetinin taraflarca açıkça kabul edildiğine dair maddelerin yer alması, bu tür anlaşmazlıkların önüne geçebilir. Ayrıca, tarafların ticari statülerinin ve sözleşmenin ticari niteliğinin belirlenmesine yönelik net kriterlerin oluşturulması faydalı olacaktır.
  3. İstisnai Durumların Değerlendirilmesi:
    • Sorun: Tacirin, bir işlemin ticari işletmeyle ilgili olmadığını iddia etmesi durumunda, bu iddianın objektif kriterlere dayandırılması gerekmektedir. Ancak, neyin kabul edilebilir bir istisna teşkil ettiği konusunda gri alanlar olabilir.
    • Çözüm: İstisnai durumların değerlendirilmesi için daha net kriterlerin ve rehberlerin oluşturulması gerekmektedir. Yargı kararları ve doktrindeki örnek olay analizleri, bu kriterlerin belirlenmesinde yardımcı olabilir.
  4. Yargıda Tutarsız Kararlar:
    • Sorun: Farklı mahkemeler, benzer durumları değerlendirirken çelişkili kararlar verebilir. Bu da hukuki belirsizliğe ve ticari işlemlerin öngörülebilirliğinin azalmasına neden olabilir.
    • Çözüm: Yüksek yargı organlarının konuyla ilgili açıklayıcı kararlar alması ve bu kararların yayımlanarak genelge haline getirilmesi, yargıda tutarlılık sağlayabilir. Ayrıca, ticari işlemlere dair standart uygulama ve yorum rehberlerinin hazırlanması faydalı olacaktır.
  5. Eğitim ve Farkındalık:
    • Sorun: Tacirler ve hukuk profesyonelleri arasında TTK’nun 19. maddesi ve ilgili hukuki kavramlar hakkında yeterli bilgi ve farkındalık eksikliği olabilir.
    • Çözüm: Ticari hukukla ilgili eğitim programlarının güçlendirilmesi, seminerlerin ve çalıştayların düzenlenmesi, hukuk profesyonelleri ve tacirler arasında bu konuda farkındalığı artırabilir.

Sonuç

Sonuç olarak, TTK’nun 19. maddesi, ticari hukukun temel taşlarından biridir ve ticari işlemlerin hukuki çerçevesini belirlemede merkezi bir öneme sahiptir. Bu maddenin sağladığı yasal çerçeve, ticari faaliyetlerin öngörülebilirliğini ve güvenliğini artırarak, ticari hayatın akıcı ve etkin bir şekilde yürütülmesine katkı sağlar. Ancak, maddenin etkin bir şekilde uygulanabilmesi için, karşılaşılan sorunlara yönelik çözüm odaklı yaklaşımların geliştirilmesi ve uygulanması gerekmektedir.

 

6102 Sayılı TTK Türk Ticaret Kanunun 19. Maddesi
6102 Sayılı TTK Türk Ticaret Kanunun 19. Maddesi